Bumerang - Yazarkafe
Tuzun Zararları Hakkında Herşey

Tuzun Zararları Hakkında Herşey

tuzun zararları, ne kadar tuz kullanmalıyız, tuz hastalık yaparmı, tuz faydalımı, tuzun kullanımı hakkında detaylı bilgiler yazımızda

Tuzun Zararları Hakkında Herşey

Yemek tuzu (NaCI) farketmeden hayatımızın içine girmiş ve yine biz farketmeden zararlarını vermeye devam ediyor. Tuzun zararları hepimizin bildiği hipertansiyonun gelişmesinde yaptığı katkıdır Kan basıncı yüksekliği olan hipertansiyonun gelişmesi için gerekenler; damar içindeki kan hacminin artması ve periferik direnç artımı dediğimiz kan damarlarının çaplarının azalmasıdır Tuz kullanımı önce kan hacminin artmasına sonra da buna ikincil gelişen periferik direnç artışına neden olmaktadır.

Hipertansiyon ise kalp damar hastalıkları (anjina, miyokart enfaktüsü), kalp yetmezliği, beyin damar hastalıkları (inme), böbrek yetmezliği, perilerik damar hastalıkları gibi Ölümcül ya da hayatın kalitesini bozan hastalıklara neden oluyor ya da gelişeceklerde erken yaşlarda ortaya çıkmalarına yol açıyor. O kadar ki, kan basıncının düşürülmesi ile bu hastalıkların azaldığı gösterilmiştir Aşağıdaki tabloda bu açıktır Sadece 5 mm Hg’lık sistolik kan basıncında azalma bile inmeye bağlı ölümleri % 14, kalp hastalığına bağlı ölümleri ise % 9 azaltmaktadır Tablo 1. kan basıncındaki azalma ile elde edilen olumlu sonuçlar

ÖLÜM ORANLARINDA AZALMA

Aslında insanoğlu İlave tuz kullanmayı bilmiyordu. Besinleri saklama ihtiyacının doğması ve saklamayı öğrenirken, ve de sanayileşme ile beraber tuz kullanımını yaygınlaştırdık. Şimdi, tuz kullanmanın ne zararı var diye bilirsiniz. Ancak toplumsal çalışmalarda görülmüş ki, tuz kullanmayı bilmeyen kabile topluluklarında hipertansiyon sıklığı yok denecek kadar az oluyor Halbuki genel toplumda esansiyeldediğimiz, hepimizin bildiği anlamdaki hipertansiyonun sıklığı yaklaşık % 25 civarında görülmekte. Bu Örnek bile hipertansiyon gelişmesinde tuzun önemini vurgulamaktadır.

Ayrıca tuzun zararları kan basıncı ile olan yakın ilişkisini destekleyen birçok çalışma vardır. Bunlardan bazılarında tuz kısıtlamakla (günlük tuz alımı 5-6 gr civarında) hipertansiflerde sistolik kan basıncında 5-7 mmHgt diyastolik kan basıncında ise 3-4 mm Hg’a varan azaltmalar saptanmıştır.

Normatansif olan kişilerde bile yine aynı tuz kısıtlaması ile sistolik kan basıncında 2-4 mm Hg, diyastolik kan basıncında ise 1-2 mm Hg azaltmalar saptanmıştır Sadece tuz kısıtlamakla elde edilen bu kan basıncı azaltmalarının anlamını yukarıda verilen tablo ile değerlendirmek gerekiyor.

Buraya kadar tuzun genel toplumdaki yeri üzerinde konuştuk. Bundan sonra biraz da böbrek yetmezliği olan, diyalize girmek zorunda kalan hastalarımızda durum nedir ona bakalım. Böbrek yetmezliği başladığında, henüz diyalize girmeye gerek olmadan bile böbreklerimiz aldığımız tuzun zararları nı atmakta zorlanmaya başlar. Bizler bunu hipertansiyonun olması, bacaklarda ve diğer vücut bölümlerinde su toplanması olan ödemin gelişmesi, akciğer filminde kalbin büyük görülmesi, ekokardiyografide kalp odacıklarının genişlemesi ile anlıyoruz. Hele diyaliz tedavisi başlamak zorunda kalınan son dönem böbrek yetmezliği dönemine gelindiğinde, böbreklerimiz alınan tuzu hiç atamaz. Bazı hastalarımızda diyaliz tedavisi sırasında idrarının devam etmesi aldığı tuzu atıyor anlamına gelmez. Pratik olarak; tüm diyaliz hastalarını yemekler İle aldığı tuzu böbrekleri ile hiç atamadığını kabul etmek gerekir

Yemekle tuz alımı susama ile sonuçlanır. Böbreği hiç işlev görmeyen biri, diyaliz hastalan gibi, 9 gr yemek tuzu alır ise yaklaşık 1 İt su içerek susuzluğunu giderir Sonucunda vücudunda 1 kg su birikmiş olur Vücutla biriken 1 İt suyun, 1/4′ü, yani 250 ml’si damar içinde kalır. Başta da söylediğimiz gibi damar içi kan hacminin artması hipertansiyon ile sonuçlanır.

İki diyaliz arasında 5 kg ağırlığı (5×9-45) artan bir hasta 45 gr tuz kullanmış demektir 5 İt suyun yaklaşık 1.25 irsi de damar içindedir. Burada da tansiyon yükselir. Aynı zamanda kan hacminde olan bu büyük artış kalbin duvarlarında gerilmeye neden olur Hem kan basıncı artışı, hem de arlan kan hacminin direkt etkisi ile kalp duvarları kalınlaşır Kalp duvarlarının kalınlaşmasının (sol ventrikül hipertrofisi) diyaliz hastalarında hayatı kısaltan, çok önemli bir durum olduğunu biliyoruz. Diyaliz hastasının vücudunda su fazlalığı uzun süre devam ederse bu sefer duvar kalınlaşmasının yanında kalbin kasılma yeteneği de bozulur, biliyorsunuz buna kalp yetmezliği diyoruz.

Bildiğimiz başka bir şey de diyaliz tedavisi gören kişilerde en önemli ölüm nedeni kalp ve damar (koroner damar hastalığı, kalp yetmezliği, İnme gibi) hastalıklarıdır. Diyaliz hastalarında yapılan çalışmalarda kalp ve damar hastalıkları İle kan basıncı arasında ciddi İlişki bulunmuş ve kan basıncı arttıkça sözü edilen hastalıklara bağlı ölümler de artmakta. Dünyada diyaliz hastalarında görülen hipertansiyonun tedavisi hala büyük sorun olmaya devam etmekte. ABD gibi tuz kısıtlamasının pek yapılmadığı ve hemodiyaliz seans süresinin 2.5-3 saat olan ülkelerde, hipertansiyon sıklığı hastaların %50′90′ına kadar çıkıyor.

Tuz kısıtlamasının pek yapılmadığı bu hastalarda, hipertansiyonu kontrol etmek için tansiyon düşürücü ilaç kullanmalarına rağmen yarısından fazlası hipertansif olmaya devam ediyorlar. Buna karşın dünyada tam tersi örneklerde var. Örneğin; Fransa-Tassin de bulunan diyaliz merkezinde Dr. B Charra ve arkadaşları hastalarına sıkı tuz kısıtlaması uyguluyorlar.

Tuzun Zararları
Tuzun Zararları

Bununla Birlikte;

Ayrıca hemodiyaliz seans süresi de 8 saat sürüyor. Bu tedavi ile hastaları arasında hipertansiyon İlacı kullananlar yok gibi. (yani sıkı tuz kısıtlaması ve vücudun fazla suyunu diyaliz ile almakla hipertansiyon tam olarak tedavi edilmiştir.) Yine benzer şekilde İzmir’de, Ege üniversitesi ve beraber çalıştığı merkezlerde sıkı tuz kısıtlaması ve gereğinde vücudun fazla suyu ultrafiltrasyon ile çekilerek kan basıncı kontrolü sağlama yoluna gidilmiş ve hastaların % 96’sında ilaç kullanmadan hipertansiyon tedavi edilmiştir.

Sıkı tuz kısıtlaması ile elde edilen normotansiyonun kalp üzerindeki olumlu etkileri de vardır. Önceden belirtildiği gibi sol ventrikül hlpertrofisi diyaliz hastalarında hayatı kısaltan bir durumdur. Sıklığı % 70-90 gibi yüksek oranlardadır. İşte kan basıncının sıkı tuz kısıtlaması ve gereğinde ultrafiltrasyon yaparak kontrol edildiği hastalarda sol ventrikûl hipertrofisi de gerileyebilmektedir.

Yine Ege Üniversitesinde yapılan bir çalışmada sol ventrikül hipertrofisi olan 15 hastada yukarıda belirtildiği gibi ilaç kullanmaksızın normotansif olmuş hastalarda sol ventrikül kitlesinin anlamlı olarak gerilediği (175g/m? den 105 g/m?’e) görülmekte. Bu arada sol atrium ve sol ventrikül çaplarında da volüm kontrolüne bağlı olarak gerilemeler olmuştur. Burada ortaya çıkan bir soru daha var; kan basıncı nereye kadar inmeli?

Biraz önce konu olan Tassin merkezinde Dr. B. Charra ve arkadaşlarının çalışmalarında kan basıncının 120/80 mm Hg’nın altında olması yaşam sürecini uzatmakta. Ege Üniversitesinde yaptığımız çalışmada İse 218 hastanın kan basınçlarının dağılımına bakıldığında; % 70′nin kan basıncı S 120/80 mm Hg olduğu, 140-150 mm Hg arasında sistolik kan basıncı olanların sadece 5 hasta olduğu saptandı. 150 mm Hg üzerinde sistolik kan basıncı olan hasta ise hiç yoktu.

Bizim hasla grubumuza da bakıldığında Dr. Charra’nın verisine benzer şekilde, kan basıncı artınca, özellikle sistolik kan basıncı 130 mm Hg’ı aştığında hem toplam hem de kardiyovasküler ölüm oranlarında ciddi artışlar oluyor (bkz. figür),

Tuz kullanımı zamanımızda toplumsal bir sorun olarak karşımızda. Çünkü hazır yemek yemenin artması, salça, turşu, kraker vs. gibi tuzdan çok zengin gıdaların tüketimi, İnsanlarımızın çılgınca artan tuz tüketimine ve hipertansiyon sıklığında artışa, ve de dolayısıyla hipertansiyonun getirdiği hastalıklarda da patlamaya neden olmakta. Bunlardan korunmak için tüm toplum bireylerinin tuz kullanımını azaltması gerekmektedir. Ev salçası, turşu, kraker vb. gibi tuzdan yoğun gıdaları tüketmekten kaçınmalı ve aynı zamanda evlerimizde tuz kullanımını azaltmalıyız.

Diyaliz hastalarında tuzun zararları ile getirdiği sorunlar ve sonuçları çok daha çarpıcı olduğundan bu grup hastalarda tuz kullanımına karşı çok daha ciddi önlemler alınmalıdır. Tuz kullanımını tam olarak ortadan kaldırmak en doğru yaklaşım olmalıdır. Diyaliz hastaları bilmelidir ki, uzun ve sağlıklı yasamak için yapılacak en Önemli şey

TUZU TAM OLARAK HAYATLARINDAN ÇIKARTMAKTIR.

Diyaliz aralarında fazla ağırlık artısı olmamasının yolu su İçmemekten değil, tuz yememekten geçer. Tuzu hayatından kaldıran hastanın kan basıncı çok daha kolay normalleşir. Normal tansiyon ise kalp damar hastalıklarını önler. Aynı zamanda tuz kullanmayan hasta İki diyaliz seansı arasında çok daha az ağırlık artışı olacağından, diyaliz sırasında kramp ve hipotansif atak sıklığı da çok azalacaktır, yani diyaliz seansı da sorunsuz yaşanacaktır. Bu kadar iyi şeyleri elde etmek için gereken şey, sadece 2 halta tam tuzsuz yemeği başarmak, tuzsuz yemeğe alışmaktır. TUZSUZ ama uzun ve mutlu bir yasam dileğiyle…


Sosyal Medyada Paylaşın:

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?







  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM